Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö.2000-1700)

 

 

Asur Ticaret Kolonileri Çağı:  M.Ö. 2. binin başlarında Tunç Çağının orta dönemine girilir. Orta Tunç Çağının en belirgin özelliği Meopotamya ile başlayan çok sıkı ve iyi örgütlü ticaret ilişkileri ve bunun sonucunda yazının Anadoluya girişidir. 

 

 

Anadolu ile Mezopotamya ve Kuzey Suriye arasında Aseramik Neolitik Dönemden beri var olan ve obsidyen ticaretine dayanan sistem maden ticaretinin artmasıyla ters yönde işlemeye başlamıştır. Tunç yapımında gerek duyulan kalay Anadolu’da az bulunduğu için Mezopotamya kalayına ihtiyaç duyulmuş ve bu kalayı Anadolu pazarına getirme işini de Asurlu tüccarlar üstlenmişti. Büyük kervanlarla Anadolu’ya gelen tüccarlar, kalayın yanısıra parfüm, kumaş gibi malları da getiriyor, yerine altın, gümüş ve değerli taşlar götürüyorlardı. Bu ticaret karşılığında yerli beylere vergi de ödüyorlardı. Asurlular ticaret ağını sağlamlaştırmak amacı ile Anadolu’nun çeşitli yerlerinde KARUM adı verilen ticaret merkezleri kurmuşlardı. Bunların merkezi ve en büyüğü Kültepe’deki Kaneş Karumu’dur. Bundan başka Hattuşaş, Alişar, Acemhöyük, Karahöyük gibi yerleşimlerin de aralarında olduğu 9 yerde daha karumlar kurulmuştu. Asur’dan Orta Anadolu’ya uzanan yol üzerinde ise WABARTUM denen küçük konaklama birimleri oluşturulmuştu. Tüm bu olaylardan ötürü bu dönem ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAğI olarak anılmaktadır

 

Bu dönemde Ticaret Kolonileriyle birlikte yazı da anlaşmalardan ticarete, evlenme belgelerinden evlat edinmeye kadar her alanda kullanılmaya başlanmıştır. Kaneş, Hattuşaş, Alişar ve Karahöyük gibi yerleşmelerde yapılan kazılarda binlerce tabletten oluşan arşivlere rastlanmıştır. Bu tabletler pişmiş kilden yapılmış olup Asur Çivi Yazısıyla yazılmışlardır. 

Dönemin ikinci büyük gelişmesi çömlekçi çarkının tüm Anadolu’da yayılmasıdır. Çarkın kullanımıyla birlikte çok değişik formlarda kaplar yapılmaya başlanmıştır. Kalkolitik dönemde görülmeye başlanan insan ve hayvan şeklindeki kaplar en favori kap formlarını oluşturmaktadır. Her nekadar Anadolu’nun eski gelenekleri sürdürülse bile ticaretle birlikte Mezopotamya etkisi kap formlarına da yansımıştır. Mezopotamya’dan gelen diğer bir etki de mühürlerde görülmektedir. Artık Anadolu’nun geleneksel damga mühürlerinin yanısıra Mezopotamya’dan gelen silindir mühürler de yaygın şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Koloni Çağı’nın sonlarında Kültepe Karum’u Orta Anadolu’nun birçok yeriyle birlikte M.Ö. 1725 yıllarında bir yangınla son bulmuştur. Olasılıkla yerli beyler arasındaki çekişmelerden kaynaklanan bu olaylardan sonra Hitit Devleti belirmeye başlamıştır.

Asurlar, konuştukları dile bakılarak genelde Semitik bir halk olarak tanımlanırlar.

Asıl Asurya, kabaca modern Kuzey Irak’a tekabül ediyordu. Ama başarılı fetihler yoluyla Asur’un sınırları yakın uzak

pek çok bölgeyi kapsayacak şekilde genişletildi ve eski tarihçiler Asur adını zaman zaman tüm bu toprakları içeren

geniş bir anlamda da kullandılar.

Asurya’nın daha eski adı ise Subartu’dur. Bu noktada kaynaklar hemfikirdir. Ama Subartu adı daha çok Hurriler’le ilişkili

 görünür. Sümerler M.Ö. III. Milenyumun ilk çeyreğinde Hurriler’in ülkesine Subir olarak referans verirler. Subir adı

Akadca’da Subartu, Asurlar’da Shubaru şekline girer.

Yazıtlar Subartu’yu Gutium ile Amurru arasına yerleştirir ki, bu bölge Kuzey Mezopotamya’yı içermektedir. Nitekim

Kuzey Kezopotamya’da yeralan Mitanni ülkesi de bazen Subari diye bilinmiştir.

Sümer ve Akad yazıtlarından çıkan sonuç, Yukarı Mezopotamya’nın çok eski tarihlerde Subartu/Subir adıyla bilindiğidir

(Bk. E. A. Speıser, Mesopotamian Origins, 2. Bölüm).

Shubari ve Shubarti ayrımı yapan Winckler,  Shubari’yi Habur kaynakları civarına yerleştirirken, Shubarti’nin ise Malatya

 civarında Tohma Su boyunda bir eyalet olduğunu tahmin eder (Akt. Gaston Maspero, The Struggle Of The Nations, 1896,

 İngilizce baskı, 1910).

Subartu adının yer yer Asurlular ve ülkeleri için de kullanıldığını söyledik.

Bu olgu egemen Semitik unsurun yanısıra Asurlular’ın bileşiminde bir Hurri öğenin varlığına bağlanıyor.

Asurlar’a Subar denmesinden ve Asurya ile Subartu arasında özdeşlik kurulmasından  hareketle Subar (Hurri) ve Asur

 adlarının bir ve aynı halka ait olduğunu savunan bir tez de mevcuttur. Bu görüşe göre Hurriler (Subirler) ve Asurlular

orijinde aynı halktırlar.

Asur’un başlangıcı net değil. Farklı adlar ve tarihler veriliyor.

Eski tarihçilerin aktardıkları efsanelere göre Asur krallığının kurucusu ve ilk kralı Ninus (Nemrut)’tur. Bal’ın oğlu ve ünlü

Semiramis’in kocası olarak tanıtılan Ninus’un M.Ö. 2182 dolayında yönettiği rivayet edilir.  Sonraki bütün Asur kralları

 bu efsaneye göre Ninus-Semiramis çizgisinden gelmedirler.

Konunun otoriteleri, en ilk Asurya krallarının Lullu ve Hurri orijinli olduklarını yazmaktadırlar.

L. W. King’in Letters Of Hammurabi  adlı eseri yayınlanana dek Shamsi Adad I (1813-1780) ile Ishme-Dagan I (1780-?)’in

ilk Asurya yöneticileri veya satrapları olduklarına inanılıyordu. Ama King, Hammurabi’nin mektuplarındaki Asurya’ya

erken referanslara dayanarak Shamsi-Adad I’den önceki Asurya krallarını Studies In Eastern History (cilt 2, s. 136-37,

1904) adlı çalışmasında Ushpia, Kikia, Ura-İmitti, Bel-İbni, Ilu-Shuma (M.Ö. 2000 civarı), Irishum (Hammurabi’nin

mektuplarında Khallu’nun oğlu Irishum olarak anılır), Ikunum, Shar-kenkate-Ashir ve Bel-kabi (Bel-kapkapi) olarak

 tespit etti.

Burada adları verilen erken Asurya krallarının Sami kökenli olmadıkları, Samiler gelmeden önceki Asurya yöneticileri

oldukları düşünülüyor.

King’in verdiği bu listede Bel-kabi’den hemen sonra Şamsi-Adad I, onun ardından da Isme-Dagan gelirler. Isme-Dagan’

dan sonraki Asur kralı ise listelere göre onun oğlu Mut-Ashkur’dur.

Shamsi-Adad I, listelerde Asur krallarının ilki olarak kabul ediliyor. Onu izleyen Isme-Dagan I’den sonra M.Ö. 18. Ve 17.

 Yüzyıllarda yönetmiş olan Adasi, Lubai (?), Bazai (Bazaia) ve Lullai (Lullaia) adlı Asur krallarının da Sami değil, Lullu

 orijinli oldukları sanılmaktadır. Örneğin Asurlular’ın bileşiminde Lullular ve Hurriler gibi Elamitik bir unsurun varlığına

işaret eden Speıser’e göre az evvel sayılan adların hepsi Lullu orijinli idiler (Bk. E. A. Speıser, a.g.e).

Bu isimlere The Cambrıdge Ancient History (I, Part 2, s. 749)’de işaret edildiği gibi adı resmi listelerden silinen

 Hurriler’in Turukku aşiretinden kral Zaziya’nın kızından olma Talmu-Şarri de eklenmelidir. Adı Hurrice olan bu kralın

 babası Isme-Dagan I’in oğlu Mut-Ashkur’dur. Isme-Dagan I, bu evliliği kral Zaziya ile savaşmakta olduğu bir sırada bu

 savaşın büyümesini engellemek amacıyla kararlaştırır. Bu dönemde Asurya bir Hurri krallığı olan Mitanniler’in

 egemenliği altındaydı. Asurya’da Mitanni yönetimine Hititler’in Mitanni krallığını yıkmasını takiben doğan boşlukta

Aşur-Uballit tarafından son verildi.

King’in listesindeki ilk Asur yöneticileri arasında geçen Kikia, Ushpia veya Aushpia gibi adlara dikkat çeken Sidney Smith de 1928 yılında yayınlanan Early History Of Assyria-To 1000 B.C adlı yazısında Asurlular arasında Semitik-olmayan dikkate değer bir öğenin varlığına vurgu düşer, daha da ileri giderek Asurlular’ın Sami orijinli bir halk olmadıklarını, ama tarih-öncesi kadar erken bir tarihten itibaren Semitik halklarla karıştıklarını (büyük ihtimal Habur veya Balih havzalarında) ve zamanla Sami bir dil üstlendiklerini düşünür. Smith’e göre Asurlular, Akadca ile yakından ilişkili bir dil konuşsalar da, onların erken/eski bir Akad kolonisi veya Akadlar’dan kopma bir kol oldukları görüşü doğru olamaz.

Asurlar’ı Akadlar’la ilişkilendiren görüşün dayanaklarından biri de Tevrat’ın aktardığı rivayettir. Buna göre ünlü Asurya kentlerini Akad’dan gelen Asur ve Nemrut kurmuşlardır. Asurlular’ın güneyden (Sümer ve Akad’dan) gelmiş olamayacaklarını savunan Smith’in tezine göre ise, onların ilk anayurdu batıda, Dicle batısı ve Fırat kuzeyinde bir yerde, belki Şam’ın güneyindeki Amurru’da, Habur ve Balih havzalarında, Harran bölgesi veya kuzey dağlarında aranmalıdır. O’na göre Asurlular bu ilk anayurttan çıkarak Asur denen kenti istila ettiler ve kendilerine özgü bir uygarlığı da (sosyal kurum ve yasalar, Akadlar’ınkinden farklı olan bir takvim gibi) buraya birlikte getirdiler.

Smith; Asurlar’ı fizik olarak Suriye Aramileri’ne banzetirken, The Worlds’ History adlı eserde Asur tipinin saf Semitik olmaktan çok bir ırklar karışımını temsil ettiği ve daha çok modern Ermeni tipiyle uyuştuğu görüşü ifade edililir.

Asurlar’ın Anadolu’da ticaret merkezleri kurmaları bazı kaynaklara göre King’in listesindeki erken Asurya krallarından Ilu-Şuma döneminde başlar. O’nun adındaki Ilu, Maspero’daki bir açıklamaya göre Fenike ve Suriye’deki süper tanrı El’in adının aynıdır.

Hammurabi’nin mektuplarında ‘Khallu’nun oğlu İrishum’ (1941-1902) adında bir diğer Asurya yöneticisi daha anılmaktadır. The Cambrıdge Ancient History adlı eserde verilen bilgiye göre Anadolu’nun Asurya ticaretine açılması bu kralın zamanına rastlamaktadır. Asur Tarihi adlı kitabında Erol Sever’in aktardığına göre, Kaniş’teki arşivlerde Ilu-Shuma’nın oğlu Irishum ve torunu Şarumken’nin adları, imza ve mühürleri bulunmuştur. Bu bilgi doğruysa Ilu-Şuma ve Khallu aynı kişi olmalıdırlar. Yani burada M.Ö. 2000 yılı dolayında yönetmiş Khallu adlı bir erken Asurya kralıyla karşılaşıyoruz.

Sever, Ilu-Şuma’yı Asur’da bir soy kuran bir Akad valisinin torunu ve Şalimahum’un oğlu olarak tanıtıyor ve bu Akadlı soya Hammurabi altında Asurya valisi veya bağımsız kralı olduğu söylenen Shamsi-Adad I’in son verdiğini yazıyor. Yani ona göre erken Asurya yöneticileri Akadlı idiler ve  Ilu-Shuma da Shamsi-Adad I’den sonra yönetmiştir.

Erken Asur peryodu için benim bildiğim en güvenilir tarih M.Ö. 2000 yılı dolaylarıdır. Asurlar’ın en az bu tarihten beri

 Asurya adını alan topraklarda yaşadıkları Sümerli Ludingirra’nın kaydından anlaşılmaktadır.

Asur’un Babil’den bağımsızlaştığı tarih Asur’un başlangıcı olarak kabul edilir. Asur imparatorluğunun geleneksel

 kurucusu ise Asur Uballit’tir.

Başlangıçta Mitanniler’e bağımlı olan Asur Uballit, Hititler’in de yardımıyla 1350 yılında Mitanni ülkesini ilhak eder.

Asur tarihinin ilk büyük ve parlak dönemi Salmaneser I (1274-45) ve oğlu Tikulti-Ninurta I (1244-1208)’in yönetimleridir.

Yetmiş yıllık bu yükseliş ve fetih çağını uzun bir duraklama izler. İkinci bir Asur yükselişi Aşur-rish-işi I (1133-1116) ve özellikle onu izleyen Tiglat-Pileser I (1114-1077) zamanında görülür. Bunu da hızlı bir düşüş ve gerileme peryodu izler. Bu düşüşün dibi Aramiler’in Asur’u ve Babil’i istila etmeleridir.

Tam bu noktada eski Asur peryodu kapanır ve orta Asur (900-745) olarak tanımlanan döneme girilir. Bu dönemin

Tiglat-Pileser II (966-935) ile başlayıp Tiglat Pileser III (745/6-727) ile son bulduğu söylenebilir. Asur tarihinin orta Asur

olarak adlandırılan döneminin en dikkate değer figürü Salmaneser III’tür (858-824).

Tiglat-Pileser III ile birlikte geç Asur peryoduna girilir. Bu dönemin en parlak figürleri ise Tiglat-Pileser III ile Sargon

 II’dirler. 

Uzun bir tarihi olan Asur devleti, Med-Babil müttefik ordularına karşı kanlı bir direnişten sonra M.Ö. 612 yılında çöktü

 ve imparatorluğun toprakları Medler’le Babilliler arasında bölüşüldü.

Asurlar, konuştukları dile bakılarak genelde Semitik bir halk olarak tanımlanırlar.

Asıl Asurya, kabaca modern Kuzey Irak’a tekabül ediyordu. Ama başarılı fetihler yoluyla Asur’un sınırları yakın uzak pek çok bölgeyi kapsayacak şekilde genişletildi ve eski tarihçiler Asur adını zaman zaman tüm bu toprakları içeren geniş bir anlamda da kullandılar.

Asurya’nın daha eski adı ise Subartu’dur. Bu noktada kaynaklar hemfikirdir. Ama Subartu adı daha çok Hurriler’le ilişkili görünür. Sümerler M.Ö. III. Milenyumun ilk çeyreğinde Hurriler’in ülkesine Subir olarak referans verirler. Subir adı Akadca’da Subartu, Asurlar’da Shubaru şekline girer.

Yazıtlar Subartu’yu Gutium ile Amurru arasına yerleştirir ki, bu bölge Kuzey Mezopotamya’yı içermektedir. Nitekim Kuzey Kezopotamya’da yeralan Mitanni ülkesi de bazen Subari diye bilinmiştir.

Sümer ve Akad yazıtlarından çıkan sonuç, Yukarı Mezopotamya’nın çok eski tarihlerde Subartu/Subir adıyla bilindiğidir (Bk. E. A. Speıser, Mesopotamian Origins, 2. Bölüm).

Shubari ve Shubarti ayrımı yapan Winckler,  Shubari’yi Habur kaynakları civarına yerleştirirken, Shubarti’nin ise Malatya civarında Tohma Su boyunda bir eyalet olduğunu tahmin eder (Akt. Gaston Maspero, The Struggle Of The Nations, 1896, İngilizce baskı, 1910).

Subartu adının yer yer Asurlular ve ülkeleri için de kullanıldığını söyledik.

Bu olgu egemen Semitik unsurun yanısıra Asurlular’ın bileşiminde bir Hurri öğenin varlığına bağlanıyor.

Asurlar’a Subar denmesinden ve Asurya ile Subartu arasında özdeşlik kurulmasından  hareketle Subar (Hurri) ve Asur adlarının bir ve aynı halka ait olduğunu savunan bir tez de mevcuttur. Bu görüşe göre Hurriler (Subirler) ve Asurlular orijinde aynı halktırlar.

Asur’un başlangıcı net değil. Farklı adlar ve tarihler veriliyor.

Eski tarihçilerin aktardıkları efsanelere göre Asur krallığının kurucusu ve ilk kralı Ninus (Nemrut)’tur. Bal’ın oğlu ve ünlü Semiramis’in kocası olarak tanıtılan Ninus’un M.Ö. 2182 dolayında yönettiği rivayet edilir.  Sonraki bütün Asur kralları bu efsaneye göre Ninus-Semiramis çizgisinden gelmedirler.

Konunun otoriteleri, en ilk Asurya krallarının Lullu ve Hurri orijinli olduklarını yazmaktadırlar.

L. W. King’in Letters Of Hammurabi  adlı eseri yayınlanana dek Shamsi Adad I (1813-1780) ile Ishme-Dagan I (1780-?)’in ilk Asurya yöneticileri veya satrapları olduklarına inanılıyordu. Ama King, Hammurabi’nin mektuplarındaki Asurya’ya erken referanslara dayanarak Shamsi-Adad I’den önceki Asurya krallarını Studies In Eastern History (cilt 2, s. 136-37, 1904) adlı çalışmasında Ushpia, Kikia, Ura-İmitti, Bel-İbni, Ilu-Shuma (M.Ö. 2000 civarı), Irishum (Hammurabi’nin mektuplarında Khallu’nun oğlu Irishum olarak anılır), Ikunum, Shar-kenkate-Ashir ve Bel-kabi (Bel-kapkapi) olarak tespit etti.

Burada adları verilen erken Asurya krallarının Sami kökenli olmadıkları, Samiler gelmeden önceki Asurya yöneticileri oldukları düşünülüyor.

King’in verdiği bu listede Bel-kabi’den hemen sonra Şamsi-Adad I, onun ardından da Isme-Dagan gelirler. Isme-Dagan’dan sonraki Asur kralı ise listelere göre onun oğlu Mut-Ashkur’dur.

Shamsi-Adad I, listelerde Asur krallarının ilki olarak kabul ediliyor. Onu izleyen Isme-Dagan I’den sonra M.Ö. 18. Ve 17. Yüzyıllarda yönetmiş olan Adasi, Lubai (?), Bazai (Bazaia) ve Lullai (Lullaia) adlı Asur krallarının da Sami değil, Lullu orijinli oldukları sanılmaktadır. Örneğin Asurlular’ın bileşiminde Lullular ve Hurriler gibi Elamitik bir unsurun varlığına işaret eden Speıser’e göre az evvel sayılan adların hepsi Lullu orijinli idiler (Bk. E. A. Speıser, a.g.e).

Bu isimlere The Cambrıdge Ancient History (I, Part 2, s. 749)’de işaret edildiği gibi adı resmi listelerden silinen Hurriler’in Turukku aşiretinden kral Zaziya’nın kızından olma Talmu-Şarri de eklenmelidir. Adı Hurrice olan bu kralın babası Isme-Dagan I’in oğlu Mut-Ashkur’dur. Isme-Dagan I, bu evliliği kral Zaziya ile savaşmakta olduğu bir sırada bu savaşın büyümesini engellemek amacıyla kararlaştırır. Bu dönemde Asurya bir Hurri krallığı olan Mitanniler’in egemenliği altındaydı. Asurya’da Mitanni yönetimine Hititler’in Mitanni krallığını yıkmasını takiben doğan boşlukta Aşur-Uballit tarafından son verildi.

King’in listesindeki ilk Asur yöneticileri arasında geçen Kikia, Ushpia veya Aushpia gibi adlara dikkat çeken Sidney Smith de 1928 yılında yayınlanan Early History Of Assyria-To 1000 B.C adlı yazısında Asurlular arasında Semitik-olmayan dikkate değer bir öğenin varlığına vurgu düşer, daha da ileri giderek Asurlular’ın Sami orijinli bir halk olmadıklarını, ama tarih-öncesi kadar erken bir tarihten itibaren Semitik halklarla karıştıklarını (büyük ihtimal Habur veya Balih havzalarında) ve zamanla Sami bir dil üstlendiklerini düşünür. Smith’e göre Asurlular, Akadca ile yakından ilişkili bir dil konuşsalar da, onların erken/eski bir Akad kolonisi veya Akadlar’dan kopma bir kol oldukları görüşü doğru olamaz.

Asurlar’ı Akadlar’la ilişkilendiren görüşün dayanaklarından biri de Tevrat’ın aktardığı rivayettir. Buna göre ünlü Asurya kentlerini Akad’dan gelen Asur ve Nemrut kurmuşlardır. Asurlular’ın güneyden (Sümer ve Akad’dan) gelmiş olamayacaklarını savunan Smith’in tezine göre ise, onların ilk anayurdu batıda, Dicle batısı ve Fırat kuzeyinde bir yerde, belki Şam’ın güneyindeki Amurru’da, Habur ve Balih havzalarında, Harran bölgesi veya kuzey dağlarında aranmalıdır. O’na göre Asurlular bu ilk anayurttan çıkarak Asur denen kenti istila ettiler ve kendilerine özgü bir uygarlığı da (sosyal kurum ve yasalar, Akadlar’ınkinden farklı olan bir takvim gibi) buraya birlikte getirdiler.

Smith; Asurlar’ı fizik olarak Suriye Aramileri’ne banzetirken, The Worlds’ History adlı eserde Asur tipinin saf Semitik olmaktan çok bir ırklar karışımını temsil ettiği ve daha çok modern Ermeni tipiyle uyuştuğu görüşü ifade edililir.

Asurlar’ın Anadolu’da ticaret merkezleri kurmaları bazı kaynaklara göre King’in listesindeki erken Asurya krallarından Ilu-Şuma döneminde başlar. O’nun adındaki Ilu, Maspero’daki bir açıklamaya göre Fenike ve Suriye’deki süper tanrı El’in adının aynıdır.

Hammurabi’nin mektuplarında ‘Khallu’nun oğlu İrishum’ (1941-1902) adında bir diğer Asurya yöneticisi daha anılmaktadır. The Cambrıdge Ancient History adlı eserde verilen bilgiye göre Anadolu’nun Asurya ticaretine açılması bu kralın zamanına rastlamaktadır. Asur Tarihi adlı kitabında Erol Sever’in aktardığına göre, Kaniş’teki arşivlerde Ilu-Shuma’nın oğlu Irishum ve torunu Şarumken’nin adları, imza ve mühürleri bulunmuştur. Bu bilgi doğruysa Ilu-Şuma ve Khallu aynı kişi olmalıdırlar. Yani burada M.Ö. 2000 yılı dolayında yönetmiş Khallu adlı bir erken Asurya kralıyla karşılaşıyoruz.

Sever, Ilu-Şuma’yı Asur’da bir soy kuran bir Akad valisinin torunu ve Şalimahum’un oğlu olarak tanıtıyor ve bu Akadlı soya Hammurabi altında Asurya valisi veya bağımsız kralı olduğu söylenen Shamsi-Adad I’in son verdiğini yazıyor. Yani ona göre erken Asurya yöneticileri Akadlı idiler ve  Ilu-Shuma da Shamsi-Adad I’den sonra yönetmiştir.

Erken Asur peryodu için benim bildiğim en güvenilir tarih M.Ö. 2000 yılı dolaylarıdır. Asurlar’ın en az bu tarihten beri Asurya adını alan topraklarda yaşadıkları Sümerli Ludingirra’nın kaydından anlaşılmaktadır.

Asur’un Babil’den bağımsızlaştığı tarih Asur’un başlangıcı olarak kabul edilir. Asur imparatorluğunun geleneksel kurucusu ise Asur Uballit’tir.

Başlangıçta Mitanniler’e bağımlı olan Asur Uballit, Hititler’in de yardımıyla 1350 yılında Mitanni ülkesini ilhak eder.

Asur tarihinin ilk büyük ve parlak dönemi Salmaneser I (1274-45) ve oğlu Tikulti-Ninurta I (1244-1208)’in yönetimleridir. Yetmiş yıllık bu yükseliş ve fetih çağını uzun bir duraklama izler. İkinci bir Asur yükselişi Aşur-rish-işi I (1133-1116) ve özellikle onu izleyen Tiglat-Pileser I (1114-1077) zamanında görülür. Bunu da hızlı bir düşüş ve gerileme peryodu izler. Bu düşüşün dibi Aramiler’in Asur’u ve Babil’i istila etmeleridir.

Tam bu noktada eski Asur peryodu kapanır ve orta Asur (900-745) olarak tanımlanan döneme girilir. Bu dönemin Tiglat-Pileser II (966-935) ile başlayıp Tiglat Pileser III (745/6-727) ile son bulduğu söylenebilir. Asur tarihinin orta Asur olarak adlandırılan döneminin en dikkate değer figürü Salmaneser III’tür (858-824).

Tiglat-Pileser III ile birlikte geç Asur peryoduna girilir. Bu dönemin en parlak figürleri ise Tiglat-Pileser III ile Sargon II’dirler. 

Uzun bir tarihi olan Asur devleti, Med-Babil müttefik ordularına karşı kanlı bir direnişten sonra M.Ö. 612 yılında çöktü ve imparatorluğun toprakları Medler’le Babilliler arasında bölüşüldü.