ARAPLAR
 
Adları ve Orijinleri
Araplar, Semitik bir ırktır. Sami (ve Semitik) tanımlaması efsanede Nuh’un üç oğlundan biri ve en büyüğü olduğu söylenen Şem’in adından türetildi. Eski ırklardan Akadlar, Amoritler, Aramiler, İbraniler, Kaldeliler, hatta bir görüşe göre Fenikeliler ve Asurlular da bu gruba girerler.
Araplar da dahil tüm bu halkların, farklılaşmadan ve farklı adlar almadan önce, yani uzak geçmişteki bir tarihte tek bir halk olarak aynı yerde yaşadıkları ve bu orijinal yurdun da büyük olasılıkla Arabistan yarımadası (Jazirat al-Arab) olduğu düşünülüyor.
Orijinal yurtları Arabistan olmayabilir de. Ama, öyle bile olsa, onlar, binlerce yıldır yaşadıkları bu toprakları kendi yurtları olarak gördüler. Bu yarımadada Yemen, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Maskat, Umman vd gibi ülkeler bulunuyor. Hicaz (engel demektir bu sözcük) ve Yemen, bu yarımadanın batısındalar. Uman Doğu Arabistan’da, Bahreyn Orta Arabistan’da yeralıyorlar. Yarımadanın güneyinde de Yemen var. P. K. Hitti’nin açıklamasına göre Yemen sözcüğü Arapça’da sağ taraf (sağ yan/el) anlamına gelmektedir, çünkü Hicaz’ın güneyine, yani sağ yana düşmektedir. 
Araplar ve Yahudiler, Semitik ailenin yaşayan iki temsilcisidirler.
Arapça, Semitik dillerin en genci, en sonuncusu sayılıyor.
Arab adı, History Of The Arabs-From The Earliest Times To The Present (10. Baskı, 1971) adlı kitabın yazarı Philip K. Hitti’nin açıklamasına göre, ‘çöl’ veya ‘meskun’ (yerleşik, oturan) anlamlı Semitik bir sözcüktür. İbranice’de (Tevrat’ta) bu anlamda Ereb sözcüğü kullanılır. Bazen, örneğin Kuran’da, A’rab sözcüğü bedeviler için kullanılmakta ve böylece ‘göçebe’ (çadırlarda yaşayan) anlamı kazanmaktadır. Badawi (çoğ. Bedouin) adı, onlara, Badiya (açık alan/arazi)’da yaşadıkları için verilmiştir. Badawi, göçebe demektir. (Bk. P. K. Hitti, a.g.e., s. 41-42).
Yazılı tarihte Araplar’a bu ad altında ilk referans Asur kralı Salmaneser III’ün M.Ö. 853 tarihli bir yazıtıdır. Şam’ın Arami kralı ve müttefiklerine karşı bu tarihte yapılan bir sefere ilişkin olan bu yazıtta ‘Arab Gindibu’dan sözedilir. Tiglat-pileser III (745-27), Suriye ve çevresine yaptığı seferlerinin kayıtlarında ‘Aribi’ topraklarından haraç aldığını kaydeder. Benzer referanslara Sargon II (722-705), Sennacerib ve Esarhaddon’un yazıtlarında da rastlanır. Araplar’dan sözeden ilk kayıtlar bunlardır (Bk. Hitti, a.g.e., s. 36-38, ayrıca Enc. Of Islam ‘Al-Arab’ Md).
Bu yazıtlarda geçen Aribi toprağı, Suriye de dahil, Suriye ve Mezopotamya arasıdır ki, bu bölge Enc. Of Islam’ın Al-Arab maddesine göre, Semitlerin en eski merkezidir. Asurnasirpal zamanında (M.Ö. 880 yılında) Yukarı Fırat bölgesindeki Bet-Zamani’ye müdahale ederek Asurlar’la karşı karşıya geldikleri kaydedilen Aramiler (Arami Bedeviler), aynı kaynağa göre, Araplar’ın öncelleri ya da ataları olabilirler.
Bu noktada Pontus’lu (Amasyalı) coğrafyacı Strabo’nun dedikleri anlamlı olabilir. Çünkü Strabo; Arami, Arab ve Ermeni adlarının bir ve aynı adın değişik vesiyonları olduğu görüşündedir (Bk. The Geography of Strabo).
Araplar’ın Tasnifi
Araplar, Kuzey ve Güney Arapları olarak bölünürler.
Kuzey Arapları (Kuzey Arabistanlılar) denenler, tarihe İslam’la birlikte çıkarlar. Çoğu göçebe (Hicaz, Najd) olan ve Kuran Arapçası konuşan gruptur bu. İlk kez Arabistan yarımadasının kuzey yarısında görüldükleri için onlara Kuzey Arapları deniliyor.
Güney Arapları (Güney Arabistanlılar) ise, Yemen, Hadramawt ve komşu bölgelerde çok daha eskiden yerleşikliğe geçen ve eski Arabistan’ın en iyi bilinen Saba (Sabiler), Ma’in, Himyarite, Hadramawt ve Qataban krallıkları gibi kendilerine özgü uygarlıkları kuran, böylece Araplar arasında ilk öne çıkan gruptur. Arabistan yarımadasının en eski sakinleri oldukları söylenen ve çoğunlukla Güney Arabistan’da yaşayan bu grubun dili Sabiler’le Himyariler’in konuştuğu antik bir Semitik dildir. Afrika Ethiopik dili de bununla ilişkili görülmektedir.
Güney Arapları’nın bazı bölümlerinin (bazı Yemen aşiretlerinin) Muhammed zamanında Arabistan’ın kuzey yarısına, bazı Kuzey Arap aşiretlerinin ise nadiren de olsa güneye yerleştiklerini de unutmamak gerekir.
Araplar arasındaki bu ulusal ayrım, Araplar’ın kendilerine ait geleneksel şecerelerde de yansır.
P. K. Hitti’nin verdiği bilgilere göre, bu şecerelerde, Araplar, kendilerini ilkin Ba’idah ve Baqıyah olmak üzere iki gruba ayırırlar.
Ba’idah, nesli tükenen gruptur. Imlik (Amalek, Amalika), Thamud, Ad, Tasm, Jadis vd gibi artık ölü bilinen kavimler bu gruba girerler. Bunlardan Ad kavminin (Aditeler) antik Hadramawt’tan çıktığı söylenir. Thamud (klasik yazarlarda Tamudaei) denenlerse, Sargon II’nin yıllıklarında adları anılan tarihsel bir halktır. Tevrat’ta adları geçen Amalekler ise, Enc. Of Islam’a göre, genelde en antik Arap aşiretlerinden birinin kalıntısı olarak görülürler.
Baqiyah diye tanımlanan ikinci grup ise, adı üzerinde, yaşayan grubu tanımlar.
Şecereciler (Soy Bilimciler), Baqiyah denen bu yaşayan grubu da Yemeniler (veya Aribah) ve Musta’rıbah’lar diye kendi içinde iki etnik kesime bölerler. Buna göre Yemeniler Qahtan (Tevrat’ta Joktan/Yoktan denir ona. Şecere tablosunda Arpakşad’ın torunu Eber’in oğlu, Peleg’in kardeşi olarak görünür ve Yoktan’ın kendisinin de 12 oğlu sayılır ki, bunlardan biri de Şeba’dır)’ın, Musta’rıbahlar ise Adnan’ın soyundan gelenlerdir. Adnan, İsmail’in soyundan çıkma bir koldur. Yemeniler denenler şecerecilere göre orijinal stoktan olan Arabistan Arapları’dır. Yani Asıl Araplar’dır bunlar.
Hicazlılar, Najdiler, Nebatiler ve Palmyreneler gibi öğelerden bileşen Musta’rıbahlar ise, Asıl Araplar olarak değil, orijinde Arap olmayıp Arabistan’da (Araplar arasında) zamanla eritilmiş yabancılar olarak, başka deyişle ‘Araplaşmış Araplar’  (Sonradan Araplaşanlar) olarak görülmektedirler (Bk. Hitti, a.g.e., s. 30-32).
Gelenekteki bu Qahtani (Asıl Araplar, Yemeniler) ve Adnani (Sonradan Araplaşanlar) ayrımı, Güney Arapları (Eski/İlk Araplar) ve Kuzey Arapları (Tarih sahnesine İslam’la birlikte  çıkanlar) tarzındaki eski ayrımın uzantısı ya da kalıntısı olarak görülmektedir. Güney Arapları gelenekte Kahtan’ın, Kuzey Arapları ise Adnan’ın soyundan olanlara denk düşüyor.
Kahtan’ın atası Nuh’un oğlu Şem, Adnan’ın atasının da İsmail olduğu söyleniyor. Yani iki ayrı çizgi var. Araplar’ın iki büyük ceddi olarak kabul edilen bu ikiliden Kahtan’ın soyu Gerçek Araplar olarak tanımlanarak Adnaniler’e kıyasla asıl Araplığın temsilcisi gibi düşünülüyor.
İbn Haldun’un verdiği bilgilere göre, Ma’add’ın oğlu Nizar’dan geldikleri için Adnaniler’e bazen Ma’addite’ler veya Nizariteler de denmektedir. İbrahim’in oğlu İsmail’in soyundan olduğu söylenen Adnan, Kalde kralı Nebuchadnezzar (Bukht Nassar)’ın çağdaşı olarak görülür. Ma’ad Adnan’ın, Nizar ise Ma’ad’ın oğludur. Ma’additler’in adı Procopius’ta geçer. Nizariler’in adı ise, M.S. 328 yılındaki bir yazıtta geçer.
İki Arap stoku arasındaki bu etnik farklılık veya ayrılık çağlar-boyunca korundu, ve hiç bir zaman kapatılamadı. Hitti’ye göre bu, derinlerdeki bir ulusal farklılığın bilinci idi. Arap ulusunun birliğini kuran İslam’dan sonra bile bu ayrım belki her zamankinden daha canlı şekilde yaşadı. Qahtaniler ile İsmail’in (İsmail, Tevrat’taki şecereye göre İbrahim/Abram’in Hacar’dan olma oğludur ve İsrail/Yakup’in amcasıdır) soyundan geldiklerini söyleyen Adnaniler hiç bir zaman tam anlamıyla kaynaşmadılar. Örneğin İslam’ın kurucusu Muhammed’in mensup olduğu  Kureyş (Qurayş) aşireti Sonradan Araplaşanlar (Kuzey Arapları)’a dahil iken, Hicret sırasında Muhammed’in yardımına koşan ve bu nedenle Ansar adı verilen Medineliler ise orijinde Yemeni (Güney Arapları) idiler. Doğu Suriye’daki Ghassaniler ile Irak (Al-Hirah) Lakhmidleri de kuzeye yerleşmiş Güneyliler (Yemeniler)’dir. Hicaz’ın kuzeyine yerleşen Bali aşiretleri (Bali Arapları) de Kahtan grubuna dahiller.
Kaynaklarda sayısız Arap aşiretinin adları geçer. Bu nedenle belli başlı Arap aşiretlerinin Arap şecere ekollerinde nasıl tasnif edildikleri, yukarıdaki gruplardan hangisine dahil edildikleri konusunda genel bir taslak vermek yararlı olacaktır.
Aşağıdaki bilgilerde P. K. Hitti’nin yanısıra Robert W. Stookey’in Yemen-The Politicks Of The Yemen Arap Republic (1978) adlı eserine ve Enc. Of Islam’ın Al-Arab maddesine dayandık.
Yemeni (Kahtani) aşiretler grubu Himyar’ın soyu, Malik’in soyu ve Arib’in soyu olmak üzere kendi içerisinde üç büyük kola bölünür. Malik ve Arib, Himyar’ın oğullarıdırlar.
Himyari aşiretler: Hepsi Saba’dan geldikleri söylenen eski Himyari aşiretler olarak Banu Shar’ab, Banu Sha’ban, Dhu Ru’ayn (Yarim), Dhu’l Kala, Yafi, Wuhazah, Haraz, Maytam vd bazı aşiretler sayılır.
Malik’in Soyu: Bu kolun ana aşiretleri olarak Hamdan (Banu Hamdan), Azdi/Azdite (kendi içinde Aws, Khazraj, ve kuzeye göçüp Suriye’deki Ghassan krallığı’nı kuran Ghassan aşireti gibi bölümleri var), ve bu gruba girip girmedikleri tartışmalı olan Banu Khath’am, Banu Bajilah ve Kuda’ah (Banu Kalb, Banu Tanukh, Banu Jarm, Banu Nahd, Banu Udhrah ve Banu Fahm gibi alt-aşiretleri var) aşiretlerinin adları verilir.
Arib’in Soyu: Malik’in kardeşi olduğu söylenen Arib kolu; Banu Tayy, Banu Madhij (kendi içinde Banu Ju’fi, Zubayd, Hakam ve Banu Sinhan gibi alt aşiretleri var), Banu Murrah ve Ashar olmak üzere dört şubeden bileşiyor.
Qahtani/Yemeni denen hakiki Araplar’dan etnik olarak farklı görülen ve sonradan Araplaştıkları söylenen Adnani grup ise, kendi içinde üç büyük kola ayrılır: Al-Ya’s (Ya’as), Kays Aylan (Kaysiler) ve Rabi’ah adlarını taşır bunlar.
Al-Ya’s Mudar (Muzar)’ın ve Mudar/Muzar ise Nizar’ın oğludur. Muhammed’in aşireti Kureyş, Muzar grubuna dahildir (Kureyş aşireti, Muzar’ın bir şubesi olan Khindif’in kollarından Kinana’nın bir alt-grubudur). İbn Haldun da Kureyşiler’in Muzariler’den olduğuna işaret etmektedir. Kays Aylan da Muzar’ın oğlu ve Ya’s’ın kardeşidir. Rabiah ise, Muzar’ın kardeşidir. Rabia’nın Anaza, Bakr b. Wa’il, Al-Namir, Abdal Kays, Asad ve Taghlib adında kolları var.
İslam’dan çok önceki bir tarihte Mezopotamya’ya göç eden Muzar’ın ve Rabia’nın ilk grupları bölgede adlarını bıraktılar. Diyar-ı Rabia, Diyarı Muzar, Diyarı Bekr (Rabia’nın bir aşireti) adları onlardan kalmadır. Rabia’nın Bekr, Tağlib ve Namir adlı aşiretleri Kuzey Mezopotamya’da yerleştiler.
Bir de Amir b. Şa’şa’a adında bir aşiret grubu vardır ki, Kuşayr, Ukayl (Ukail, Agel), Dja’da, Kilab (anlamca köpekler demektir) ve Hilal adlı aşiretler eskiden bu gruba ait sayılırlardı.
Araplar’ın Tarihi
Arap tarihi üç aşamaya bölünüyor.
Birincisi, M.Ö. 6. yüzyıl başlarına kadarki Saba (Himyar) ve Mina (Main) devletleri dönemidir. İkincisi, geniş anlamda birinci dönemi de içerecek şekilde Adem’den Muhammed’in ortaya çıkışına kadarki dönem için kullanılsa da, dar anlamda İslam’ın yükselişinden hemen önceki asırlara referans olan ‘cahiliye devri’ (barbarizm çağı)’dir. Üçüncü ve son aşama ise, İslam’ın doğuşundan günümüze kadarki dönemdir (İslami dönem).
İslam-öncesi Arap tarihi (ilk iki dönem) esasta Güney Arapları’nın tarihi iken, üçüncü ve son dönem tarihe İslam çağında girdikleri için bu döneme kadar anılmayan Kuzey Arapları’nın tarihidir. Bu son aşama Dersim ve Zaza Tarihi’nin dördüncü bölümünde işlenmektedir.
Burada yalnızca İslam-öncesi antik Arap tarihi (ilk iki dönem) üzerinde durulacaktır. Az evvel işaret edildiği gibi bu döneminin ekseninde Güney Arapları ve onlara ait olan Saba (Himyar) ve Mina uygarlıkları vardır.
Saba (Tevrat’ta Şeba) ve Mina (Ma’in, Ma’an, Tevrat’ta Ma’on veya Mein) birer aşiret adıdırlar. Bunlar ilk uygarlaşan Araplar’dır.
Her ikisi de Yemen’de doğan bu uygarlıklardan ilki M.Ö. 8. yüzyılda (750 yılı dolayında) doğduğu sanılan Saba’dır.  Mina, biraz daha geç bir tarihte, M.Ö. 700 yılında veya daha sonraları doğmuş görünüyor. Ama bu uygarlıkların başlangıcını birkaç asır daha gerilere götüren kaynaklar da var.
İbrani ve Arap efsaneleri bir Saba kraliçesinin kral Süleyman’ı ziyaretine değinirler (M.Ö. 10. yüzyıl ortaları). Saba devleti, Asur kralları Sargon ve Sennacherib’in yazıtlarında da anılır. Başkenti Marib’de bulunan Saba krallığında Saba aşireti egemendi. Sabalılar denizciydi. Bu nedenle bazı kaynaklarda ‘Güney’in Fenikelileri’ olarak tanımlanırlar.
Saba uygarlığını izleyen ve birkaç asır onunla yanyana varolan  Mina krallığına gelince: Mina ya da Ma’in adının ‘kaynak-su’ anlamına geldiği söyleniyor. Bu adla bir aşiret ve yer adı olarak da karşılaşırız. Arkeologlar, bu krallığın faaliyetlerinin Güney Irak’taki Ur kentine dek uzandığına işaret eden bazı izler buldular. Başkenti Ma’in (Qarnaw da denir, modern al-Suda’dır) idi. Hicaz’ı ve Gaza’ya dek kervan yollarını bu krallık kontrol ederdi. Enc. Of Islam’ın verdiği bilgilere göre, Eski Babil yazıtları M.Ö. 3. Milenyum kadar erken bir tarihte Manium (Mannu-dannu) adlı bir kraldan sözederler. Bu adam Magan (Doğu Arabistan) kralıdır. Bir görüşe göre Magan sözcüğü Arapça Ma’an adının Sümerce’sidir. Sümerler, Magan ve Melukh (Orta ve Kuzeybatı Arabistan’ı içeren bir bölgenin adı. Hubert Grimme, Melukh adını Tevrat’taki Amalek/Amluk adıyla ilişkilendirir ki, bunların ulusların ilki olduğunu düşünenler var) adlı bölgelerden kendi tapınakları için büyük miktarda tahta, taş ve metal gibi ürünler ithal etmişlerdir (M.Ö. 2350 civarı).
Saba ve Mina diyalektlerinde yazıtlar bulundu. Bu diyalektler semitik olarak tanımlanıyorlar. Bu yazıtların en eskileri en az M.Ö. 8. yüzyıla aittirler.
Saba ve Mina krallıklarına ek olarak yine Güney Arabistan’da yükselmiş olan Aden’in doğusundaki Qataban (400-50 M.Ö) ile başkenti Sabota olan Hadramawt (M.Ö. 5. ve M.S. 1. yüzyıllar arasında) krallıklarını da anmak gerekir.
Bir de Nebatiler, Palmyrena, Ghassan ve Lakhmid gibi antik dönemde kuzey ve orta Arabistan’da kurulmuş krallıkları vardırlar.
Nebati krallığı Ürdün’ün doğusunda kuruldu. Nebatiler, M.Ö. 6. yüzyılda Petra kentini  işgal ettiler. Edessa (Urfa) kentini de ilkin Nebatiler’in kurduğu, ama sonraları bu kentin giderek Araplaştığı belirtilir. El Biruni, Nebatiler’in Süryani olduğunu yazmakta, onlardan Sawad halkı diye de sözetmekte ve Sawad’da Sabiler’in yaşadığına işaret etmektedir.
Nebatiler’in yazıtlarında Sabiler’in tanrı adları verilir. Bunlardan biri ‘Almaqah Dhu Hirran’ adlı bir tanrıdır. Nebatiler’in ‘Ruhu’ adında bir aşiretlerinin adı anılır. Nebatiler’de kişi adı olarak ‘Hairan’ adına da rastlamaktayız. Bir Arap kavmi olduğu söylenen Nebatiler, yazımda Aramice’yi kullanmışlar (Bk. North Semitic Inscriptions adlı kaynak).
Palmyrena kenti (eski adıyla Tadmor) ise, Partlar’ın hakimiyeti peryodunda öne çıktı. Dili Batı Aramice’nin bir diyalekti idi.
Ghassan, eski bir Yemen aşiretidir. Bir geleneğe göre Ghassanlar, İslami literatürde büyük tufana tekabül eden Marib barajının çöküşü nedeniyle Yemen’i terkeden Azd aşiretinden gelmedirler, bu aşiretin bir koludurlar. Suriye (Arap-Suriye sınır bölgesinde)’de bir hanedanlık kurdular. Genelde Bizans imparatorlarına bağımlı olup, Bizans sınırlarını savunan Ghassaniler, Hristiyan idiler. Onların adları bilinen emirlerinden Al Harith b. Cabala ünlüdür (ölm. M.S. 569/570). Al-Harith’ten sonra oğlu Al-Munzir geçer yerine (Bk. Enc. Of Islam, J. Schleıfer’in yazdığı Ghassan Md).
Ghassaniler, Bizans tarafından Hira Lakhmidleri’ne karşı sınır koruyucu gibi kullanıldılar.
M.S. 6. yüzyıl Arap tarihine Ghassaniler ve Lakhmidler damgalarını vurur.
Göçebe aşiretlerin durumu hariç tutulursa, esas Arap yayılması İslam ile birlikte başlar ki, bu konu için Dersim ve Zaza Tarihi’ne bakılmalıdır.

 


Author information goes here.
Copyright © 1999 [OrganizationName]. All rights reserved.
Revised: Temmuz 31, 2004 .